Ölüm olmasa , hayat bu kadar değerli olur muydu?







Oysa beni hayata bağlayan şeymiş ölüm düşüncesi..

Geçen gün, sabah yürüyüşünü yapmak üzere çıktım evden. Karşıdan karşıya geçmek üzere beklerken, aracın birisi yaya geçidi olmadığı halde bana yol vermek için durunca hemen atladım yola.

Duran aracın önünü geçip, bir adım daha atacakken hızla bir motorsiklet amiyane tabirle yalayarak geçti önümden.

Eğer dikkatim yerinde olmasaydı, son anda kendimi durdurmasaydım, motorun bana çarpması kaçınılmazdı.

Karşıya vardığımda şoktan çıkmam çok zaman almadı, sonra bir bir olasılıklar geçti aklımdan..

Ya duramasaydım.. 

Yaya geçidi olmayan bir yerde bana sırf inceliğinden yol veren şoförü düşündüm önce, ömür boyu çekeceği suçluluk duygusunu..

Sonra motorsiklet sürücüsünü düşündüm..

Bana çarpmamak için direksiyonu kırıp, iki şeridini ortasındaki kanala yuvarlanma ihtimalini düşündüm.

Ve bana çarpma ihtimali halinde ömrümün geri kalanı olacak mı olmayacak mı sorusu.. 

Aynı akşam Paulo Coelho 'nun Zahir isimli romanına kaldığım yerden devam ediyorum.

Tam da adama bir motorsikleti çarptığı, 2 gün komada kalıp ölümle yüzleştiği sayfalara gelmişim.

Ne tesadüf değil mi?

Oysa hayat bana tesadüf diye bir şeyin olmadığını defalarca gösterdi.

Ve roman kahramanının trafik kazasından sonra hayata bakışının tamamen değişmesi, gerçek özgürlüğü, ruhunun özgürlüğünü bulması.



Gündüz bana bir sahnenin demosu , akşam da gerçek halinin nasıl sonuçlanacağı gösteriliyor..

Ölümle yüzleşmeyi kimse istemez, hatta "ölüm" sözcüğünü kimse ağzına bile almak istemez.
Bizde "ağzından yel alsın" derler.

Oysa yasaklamamalı insan bu kelimeyi kendine ve hatta daha sık hatırlamalı. 

Her an hayatın pamuk ipliğine bağlı olduğunu , bize daha kaç gün ömür bahşedildiğini bilmediğimiz gerçeğini.

Daha sık hatırlamalı.. 

İşte o zaman öyle basitleşiyor ki herşey..

Ne kadar saçma şeylere üzüldüğünü, ne kadar gereksiz korku ve takıntının esiri olduğunu anlıyorsun. 
Bazı şeylerle ne kadar anlamsız bir şekilde zaman öldürdüğünü, bazı insanları boş yere nasıl üzdüğünü fark ediyorsun. 

Ve eğer bir hayalin, misyonun varsa ve bu hayali gerçekleştirmek senin gayretine bağlı ise,

Sana bir hayat daha bağışlandığı için öyle minnettar oluyorsun ki, belki de hayatın boyunca hiç bu kadar sevinmedin..



Bu mesaj bana özel değil biliyorum , hemen hepimizin yaşıyoruz benzer şeyleri. 

Ölümle hepimiz yüzleşmiyoruz belki de; - Ki hayatının bir döneminde yüzleşen varsa, o kişinin Yaradanın şanslı kulu olduğunu düşünüyorum - ama  başka şekillerde de olsa sürekli hatırlatılıyor bu bize. 

Gencecik birinin daha hayata veda ettiğini daha az önce öğrenmemiş olsaydım belki bunları hiç yazmamış olacaktım.. Ateş her zaman düştüğü yeri yakıyor elbette. Allah yakınlarına sabır versin demekten başka bir şey gelmiyor elimizden.

Eğer erken ölümlerle ilgili haberler bir şekilde size geliyorsa , ne olur ölümün bir son değil,  başka bir boyuttaki hayata geçiş olduğunu hatırlayın ve tüm enerjinizi kendi hayatınıza , hala yaşıyorken yapmanız gerekenlere, hala yaşıyorken sevmeniz gerekenlere vermeyi deneyin. 



Bilin ki her haberle, her yüzleşme ile bize hediye edilen hayatı hatırlatıyor Yaradan, onun değerini bir kez daha anlamımızı, hala fırsat varken yaşamı kendimiz ve başkaları için zorlaştırmadan yaşayabilme seçeneğimizi  hatırlatıyor.. 

Ve hiçbir şeyi ertelemeden yaşamamız gerektiğini.. 

En azından ben öyle anlıyorum 😀🙏 

"ÇÜNKÜ HER İNSAN ÖLECEK YAŞTA, GEÇ KALMAYASIN !"

Şems i Tebrizi.







Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

AKLIMI PERDE YAPMA ARTIK, ACİLEN KALBİME ULAŞMAM LAZIM

OLMASI GEREKENİN MODASI GEÇMELİ , KENDİLİĞİNDEN OLAN GELMELİ HAYATIMA..

KALP ÇAKRASI